7 Aralık 2012 Cuma


EMSÂLSİZ KÂR

Baktım sırlı aynaya,
Bülbüle”gam”, güle “naz”
Döndüm nankör dünyaya,
“Ağlayan çok gülen az”.

Yârde vefa kalmamış,
Seven huzur bulmamış,
Yâren selam almamış,
Nere gitmiş hoş avaz?

Nûr görünmez yüzlerde,
Dert var derin izlerde.
Kir gizli dehlizlerde,
Gaflet ile günah haz.

Kul kula etse hile,
Zulmeden çeker çile,
Boş ambarda, boş kile;
Yok orada imtiyaz.

Nefis kulu öşürür,
Hâlden hâle düşürür,
Bâzen haddi aşırır,
Varken Hak’tan hak ikaz.

Ne yamandır “pis ene”,
Koymaz temiz bir sine.
Delikten geçmez iğne (!)
Var kuyunu kendin kaz!

Olmazsa hak rehberin,
Yoksa hayra eserin,
Umma cinândır yerin;
Yakar seni kör alaz.

Niyazkâr’ım bir düşün!
Hem kolay, hem zor işin,
Kul ol Mevlâ’ya peşin,
Emsalsiz kârdır niyaz. 

Köksal CENGİZ  (Niyazkâr)

BİZİM


               

İyiye söyledik kötü aldılar,
Kimseye geçmedi sözümüz bizim.
“Taşları bağlayıp iti saldılar,
Boşa telef oldu kuzumuz  bizim.

Dosta değil yaban ele güvendik,
Tefrika dümenli sallara bindik ,
Azala azala birlere indik,
Düşmanla bir oldu bâzımız bizim.

Arkamı verdiğim dağlar düz oldu,
Bağlarım kurudu, bahar güz oldu.
Evlat arsız oldu,eşler yoz oldu,
Yere bakar oldu yüzümüz bizim.

Takâtim yetmedi hızlı koşmaya,
Tabip bulamadım yaram deşmeye,
Türkülerim vardı hazla coşmaya,
Telleri pas tutmuş sazımız bizim.

Sanma kartallarım böyle nâçardı,
Alperenim at üstünde uçardı.
Elif, Ayşe göz kırpınca kaçardı,
N’oldu şahinimiz, “baz”ımız bizim?

Dedem Korkut nice destan açardı,
Ağam, Paşam hep hayırlar saçardı,
Hânım, beyim buyruğunu seçerdi,
Atasız kayboldu izimiz bizim.

Devlet üzre nice devlet kurardık,
İlime, san’ata kafa yorardık,
Mazlum görsek yarasını sarardık,
Heyhat zâlim seçmez gözümüz bizim.


Efelerim dağlarda kol gezerdi,
Gakkoşlarım her hileyi sezerdi,
Dadaşlarım düşman başı ezerdi,
Birlikti Kürdümüz, Lazımız bizim.


Asırlardır yücedeydi hilâlim,
Beş vakitte bizimleydi Bilâl’im.
Hem canandı, hem anaydı helâlim,
Neylim bir hoş olmuş, kızımız bizim.

İtikat bozulmuş “nas”olmuş “töre”,
İtimat kalmamış büyüğe, ere,
Her şeyimiz vardı tam bize göre;
Şimdi dinmez olmuş sızımız bizim.

Hiç ummasın bizi koyan bu hâle,
Alışık değildir Türk izmihlâle.
Niyâzkâr tevhidim “gül”(!) ile “lale”(!)
Bozulmasın ebet özümüz bizim.

    
                         
                                           Köksal CENGİZ (Niyazkâr)
                                                                                       





SANA GELDİK EY RESÛL!
Davet ettin o mübarek Ravza’na,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!
Sonsuz sena haccı bize yazana,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Affet bizi uymadıysak sünnete,
Şefaat kıl bu isyankâr ümmete,
Her birimiz muhtaç bin bir himmete,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Bunca zaman ömrü heder eyledik,
Nefse uyup arsız kelam söyledik,
Hamt dururken feryat, figan eyledik,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Terk edersen yol bulmamız güç olur,
Tanımazsan şu hâlimiz nicolur?
Ümmet sayman başımıza taç olur,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Doyulmaz ki cemaline bakmaya,
İzin verme mescidinden çıkmaya,
Bir od saldın gönlümüzde yakmaya,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Kefil ol ki bağışlasın ol Yezdan,
Vuslatını yeğlemişiz her hazdan,
Şüpheliyiz ettiğimiz niyazdan,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Kereminle toparlansın ümmetin,
Hüküm sürsün ebediyen sünnetin,
Şahı Sen’sin dünyanın ve cennetin,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Eyle bizi kırk vakitlik misafir,
Temizlensin kalbimizden günah, kir.
Allah ezel, Allah ebed, Allah Bir.
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Doyamadık Sen’in ile sohbete,
Muhabbetin daim canlarda tüte,
Erdir bizi emsalsiz saadete;
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Nurun sarmış on sekiz bin âlemi,
Hem Niyazkâr aciz hem de kalemi,
Şad et gönlümüzü, dindir elemi;
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!
10.10.2012/Medine

Ah! Bu Gönül



Gece gündüz zâr eyleyip,
Aşk, aşk diye yandı gönül.
Uykusunu dar eyleyip,
Bir ağyara kandı gönül…

Mecal mi var gönül küse!
Yürek gelmez kire, pise…
Aldanmazken sahte süse,
Değişti mi “andı” gönül…

Gâhi firkat kalbi yorar,
Gâhi vuslat akla zarar,
Eller vurup bağrı yarar,
Herkesi bir sandı gönül…

Tükenmez ki bunca elem,
Hayıflanır, yazmaz kalem…
Yıkıldı “fildişi kulem”,
Harabeye döndü gönül…

Boşa gitti bunca uğraş,
Kalmadı hiç hâle sırdaş,
Sabrı yordu, dökülen yaş,
Istırapla sindi gönül…

Sevda bu mu, koca yalan!
Günah ruhu etmiş talan…
Bir hayatı güçlü kılan,
Zirvelerden indi gönül…

Tasalanma Niyazkâr’ım!
Her aşk bir gün kalır yarım.
Şu dünyada tek bir kârım,
Candan özge candı gönül...
     10.08.2011
Köksal CENGİZ (Niyazkâr)

29 Kasım 2012 Perşembe


NEREYE GİZLENDİ AŞK?

Nereye kayboldu güven?
Nereye gizlendi aşk?
Dünya eski dünya değil belli ki
Bir zamanlar dost aradı gözlerimiz,
Sevgi yuvasıydı gönüllerimiz
Şefkatle kucaklayan kollarımız vardı,
Yarınlara saklı bitmeyen ümitlerimiz.
Besbelli, çekip gitmişler birer birer,
Yarimiz, yarenlerimiz...
Ve dahi;
Can bilip candan öte,
Canan deyip karşılıksız sevdiklerimiz.
Nereye kayboldu güven?
Nereye gizlendi aşk?
Bakışlar hoyratça bakmazdı birbirine,
Nefreti tanımazdı sinelerimiz.
Ne emsalsiz sevdaları doyasıya yaşamışlardı oysa
Çok değil daha dün gibi,
Dedelerimi, ninelerimiz..
Hicran ve vuslat türküleri düşmezdi dillerinden,
Ser verip sır vermedikleriyse, asaletlerinden.
Şimdi görsen tanır mısın
O aşkı ,o güveni?
Bulur musun yeniden,
O seveni ve sevileni ?
Yok mu sahiden bir tanıyanı, göreni ?
Nereye kayboldu güven?
Nereye gizlendi aşk ?

                                           Köksal CENGİZ (Niyazkâr)

            


NEREDESİN ANNE ?

Mevsimler bahara erse ne fayda?
Çiçekler dalında kuruyor anne.
Takvimler yılları görse ne fayda?
Ömürler anında duruyor anne.

Kin, nefret bulutu sarmış dünyayı,
Mazluma çevrilmiş zalimin yayı,
Adalet bozulmuş, karar: sus payı,
Yürekler şüpheyle vuruyor anne.  

Hicran elemini seven taşıyor,
Canlar cananından ayrı yaşıyor,
Nasipsiz gönüller aşksız üşüyor,
Bedenler ruhunu arıyor anne.

Dillerde hakikat sözü kalmamış.
Hâllerde ahlakın özü kalmamış.
Güllerde bülbülün gözü kalmamış.
Böcekler goncayken sarıyor anne.

Muhabbet kokardı ılık nefesin,
Hakk’ı haykırırdı şefkatli sesin,
Tükendi takatim şimdi nerdesin?
Yâd eller hükmünü sürüyor anne.

Koca bir mirastan ne kaldı bize?
Ceddimiz hakimdi yedi denize.
Ümitler beslerken yarın gündüze.
Geceler çıkmaza varıyor anne.

Bu nasıl hayattır? Desene bana!
Nice nevcivanlar döndü al kana.
Niyazkâr bu derde nasıl dayana?
Bebeler ölüme yürüyor anne.



                                               Köksal CENGİZ
                                                  (Niyazkâr)

22 Kasım 2012 Perşembe






Nelerimiz Vardı
Hilal mührü vurmuş idik nice çağlara    
Altaylardan Tuna’ya gülüşümüz vardı.  
Üveyikler sürmüş idik yalçın dağlara    
Bozkırlardan Sina’ya gelişimiz vardı.    

Medeniyet neymiş bizden öğrendi dünya
Bir huzur sindi havaya, toprağa, suya
Fethimizle gerekleşti bin yıllık rüya  
Karanlığı böğründen delişimiz vardı.      

Ulaşınca milletime Hak’tan bir emir    
Manâ ile şekillendi mermer ve demir
Bir Sen i sevdik en yüce vallahi tek bir
Emr-i bil marufunu bilişimiz vardı.        

Akçakocaları saydık, bildik uluyu  
Yâr aşkına pîr elinden içtik doluyu
Al kanlarla vatan yaptık Anadolu’yu
Al bayrağı göklere salışımız vardı.

Bilesin ki tatmamıştır ceddin izmihlâl
Şehitlerle kazanıldı canım istiklâl      
Şimdi sana emanettir âti,  istikbal    
Ezelinden bağımsız kalışımız vardı.  

Tasalanma! Geçer kara gün de,  gece de
Mutlak iner yücelerden bir gün cüce de
Niyazkâr’ım Sırat kime kıldan incede?  
Allah Allah diyerek ölüşümüz vardı.
                                                        2011 Şubat
                                          Köksal CENGİZ (Niyazkâr)