7 Aralık 2012 Cuma


HOYRATLAR
                      “Bilmirem gardaş mısan?
                       Yoksa gara daşmısan?”


Dağda yaban gülüyem
Lalesi, sümbülüyem
Menim içim gan ağlir,
El sanırki gülüyem

İli Türkmeneli’yem
Musul’lu, Kerkük’lüyem
“Türkmen” derler adıma,
Türklük için deliyem.

Hasretim gülde galdı
Bülbülüm dalda galdı
Herkesin yârı geldi,
Menim ki yolda galdı?

Şehit düşmüş atası
Anası tutmuş yası
Her çocuk güler oynar
Ağlar Turkmen balası.

Gardaş bize ne oldu?
Goncayken gülüm soldu.
Gözlerdim tez gelesen,
Gözlerime kan doldu.

Gurban olam men sene,
Gardaş idik bin sene,
Şu dağları aşıp da;
Bir yanıma insene.

Gör ki hâlim nicedir?
Ahım hece hecedir.
Neçe bahar nece yaz,
Her gün kara gecedir.

Yollar mı yılan oldu?
“Turan’mı yalan oldu?
Ne beklirsen can gardaş
Kerkük’üm talan oldu?

Köksal CENGİZ (Niyazkâr)

GÜL YARESİ

Her yürekte yâre vardır,
İflah etmez gül yâresi,
Her derde bir çare vardır,
İflah etmez gül yâresi,

Gül yâresi derin olur,
Bülbül gülden serin olur,
Birkaç arşın yerin olur,
İflah etmez gül yaresi.

Gâhi sitem gâhi nazı,
Döndürür kışlara yazı,
Başlar kalpte ince sızı,
İflah etmez gül yaresi.

Kimi kader baştankara,
Kimi gönülden fukara,
Benzemez kılıç, oklara,
İflah etmez gül yaresi.

Her kulun var bir çilesi,
Sabrederek eksilesi,
Biter dertlerin cümlesi,
İflah etmez gül yaresi.

Gece gündüz zâra koyar
Nefes keser dara koyar
Bazen nârdan nâra koyar
İflah etmez gül yaresi.

Muhabbetle sarılırsın,
Bir kem sözle kırılırsın,
Hâlden hâle karılırsın,
İflah etmez gül yaresi.

Candan özge gelir canan,
Küle döner içten yanan,
Niran olur bağ-ı cinan,
İflah etmez gül yaresi.


Şu derdimle Niyazkâr’ım;
Solan goncaya efkârım,
Bir gün dolar ömür varım,
İflah etmez gül yâresi.

Köksal CENGİZ (Niyazkâr)

         GİTTİ GİDER

Ömür meçhul bir zamandır,
Nasip varsa uzar gider,
Ecel müşkülatlı andır,
Can teninden sızar gider.

Bahar vakti coşar çaylar,
Dere tepe koşar taylar,
Atayı saymayan toylar,
Bata-çıka yüzer gider.

Bir hayırla bin şenlenir,
Hakikatse söz dinlenir,
Ruh bedende şekillenir,
Kalem elde yazar gider.

Kır nefsinin zincirini,
Gir gönülde bul yerini,
Başlat Hakk’a seferini,
Yoksa zulmet ezer gider.

Rabb’im emirler buyurmuş,
Resûl kullara duyurmuş,
Nûru âlemi doyurmuş,
Dû cihanı bezer gider.

Gel Niyazkâr düşme dara,
Her bir işte hikmet ara,
Kibirlenen kul madara,
Turâp teni tozar gider.


    Köksal CENGİZ
       (Niyazkâr)

EMSÂLSİZ KÂR

Baktım sırlı aynaya,
Bülbüle”gam”, güle “naz”
Döndüm nankör dünyaya,
“Ağlayan çok gülen az”.

Yârde vefa kalmamış,
Seven huzur bulmamış,
Yâren selam almamış,
Nere gitmiş hoş avaz?

Nûr görünmez yüzlerde,
Dert var derin izlerde.
Kir gizli dehlizlerde,
Gaflet ile günah haz.

Kul kula etse hile,
Zulmeden çeker çile,
Boş ambarda, boş kile;
Yok orada imtiyaz.

Nefis kulu öşürür,
Hâlden hâle düşürür,
Bâzen haddi aşırır,
Varken Hak’tan hak ikaz.

Ne yamandır “pis ene”,
Koymaz temiz bir sine.
Delikten geçmez iğne (!)
Var kuyunu kendin kaz!

Olmazsa hak rehberin,
Yoksa hayra eserin,
Umma cinândır yerin;
Yakar seni kör alaz.

Niyazkâr’ım bir düşün!
Hem kolay, hem zor işin,
Kul ol Mevlâ’ya peşin,
Emsalsiz kârdır niyaz. 

Köksal CENGİZ  (Niyazkâr)

BİZİM


               

İyiye söyledik kötü aldılar,
Kimseye geçmedi sözümüz bizim.
“Taşları bağlayıp iti saldılar,
Boşa telef oldu kuzumuz  bizim.

Dosta değil yaban ele güvendik,
Tefrika dümenli sallara bindik ,
Azala azala birlere indik,
Düşmanla bir oldu bâzımız bizim.

Arkamı verdiğim dağlar düz oldu,
Bağlarım kurudu, bahar güz oldu.
Evlat arsız oldu,eşler yoz oldu,
Yere bakar oldu yüzümüz bizim.

Takâtim yetmedi hızlı koşmaya,
Tabip bulamadım yaram deşmeye,
Türkülerim vardı hazla coşmaya,
Telleri pas tutmuş sazımız bizim.

Sanma kartallarım böyle nâçardı,
Alperenim at üstünde uçardı.
Elif, Ayşe göz kırpınca kaçardı,
N’oldu şahinimiz, “baz”ımız bizim?

Dedem Korkut nice destan açardı,
Ağam, Paşam hep hayırlar saçardı,
Hânım, beyim buyruğunu seçerdi,
Atasız kayboldu izimiz bizim.

Devlet üzre nice devlet kurardık,
İlime, san’ata kafa yorardık,
Mazlum görsek yarasını sarardık,
Heyhat zâlim seçmez gözümüz bizim.


Efelerim dağlarda kol gezerdi,
Gakkoşlarım her hileyi sezerdi,
Dadaşlarım düşman başı ezerdi,
Birlikti Kürdümüz, Lazımız bizim.


Asırlardır yücedeydi hilâlim,
Beş vakitte bizimleydi Bilâl’im.
Hem canandı, hem anaydı helâlim,
Neylim bir hoş olmuş, kızımız bizim.

İtikat bozulmuş “nas”olmuş “töre”,
İtimat kalmamış büyüğe, ere,
Her şeyimiz vardı tam bize göre;
Şimdi dinmez olmuş sızımız bizim.

Hiç ummasın bizi koyan bu hâle,
Alışık değildir Türk izmihlâle.
Niyâzkâr tevhidim “gül”(!) ile “lale”(!)
Bozulmasın ebet özümüz bizim.

    
                         
                                           Köksal CENGİZ (Niyazkâr)
                                                                                       





SANA GELDİK EY RESÛL!
Davet ettin o mübarek Ravza’na,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!
Sonsuz sena haccı bize yazana,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Affet bizi uymadıysak sünnete,
Şefaat kıl bu isyankâr ümmete,
Her birimiz muhtaç bin bir himmete,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Bunca zaman ömrü heder eyledik,
Nefse uyup arsız kelam söyledik,
Hamt dururken feryat, figan eyledik,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Terk edersen yol bulmamız güç olur,
Tanımazsan şu hâlimiz nicolur?
Ümmet sayman başımıza taç olur,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Doyulmaz ki cemaline bakmaya,
İzin verme mescidinden çıkmaya,
Bir od saldın gönlümüzde yakmaya,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Kefil ol ki bağışlasın ol Yezdan,
Vuslatını yeğlemişiz her hazdan,
Şüpheliyiz ettiğimiz niyazdan,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Kereminle toparlansın ümmetin,
Hüküm sürsün ebediyen sünnetin,
Şahı Sen’sin dünyanın ve cennetin,
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Eyle bizi kırk vakitlik misafir,
Temizlensin kalbimizden günah, kir.
Allah ezel, Allah ebed, Allah Bir.
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Doyamadık Sen’in ile sohbete,
Muhabbetin daim canlarda tüte,
Erdir bizi emsalsiz saadete;
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!

Nurun sarmış on sekiz bin âlemi,
Hem Niyazkâr aciz hem de kalemi,
Şad et gönlümüzü, dindir elemi;
Günahlarla San’a geldik ey Resûl!
10.10.2012/Medine

Ah! Bu Gönül



Gece gündüz zâr eyleyip,
Aşk, aşk diye yandı gönül.
Uykusunu dar eyleyip,
Bir ağyara kandı gönül…

Mecal mi var gönül küse!
Yürek gelmez kire, pise…
Aldanmazken sahte süse,
Değişti mi “andı” gönül…

Gâhi firkat kalbi yorar,
Gâhi vuslat akla zarar,
Eller vurup bağrı yarar,
Herkesi bir sandı gönül…

Tükenmez ki bunca elem,
Hayıflanır, yazmaz kalem…
Yıkıldı “fildişi kulem”,
Harabeye döndü gönül…

Boşa gitti bunca uğraş,
Kalmadı hiç hâle sırdaş,
Sabrı yordu, dökülen yaş,
Istırapla sindi gönül…

Sevda bu mu, koca yalan!
Günah ruhu etmiş talan…
Bir hayatı güçlü kılan,
Zirvelerden indi gönül…

Tasalanma Niyazkâr’ım!
Her aşk bir gün kalır yarım.
Şu dünyada tek bir kârım,
Candan özge candı gönül...
     10.08.2011
Köksal CENGİZ (Niyazkâr)